Yine pek çok Ortadoks Yahudi'nin eyleminde taşınan pankartlarda sadece İsrail devletinin ve ordusunun reddinin yer alıp, Filistin ve sivillerin ölümüne dair hiç bir şeye yer verilmemesinin ardındaki sebebi, inanılan diaspora kaderini ve Tevratta buna bağlı vaadlere mani oldukları için Siyonizme karşı çıkanları, kocaman harflerle haykırmıyorsam bundandır. Çünkü bir yerde bunları sürekli, durmaksızın paylaşmanın İsrail okullarında sayı saymayı tank resimleriyle öğrenen çocuklar üzerindeki etkisine denk olmasa da yakınına düştüğünü düşünüyorum. İsrail'de düğün fotoğrafı için tank önüne giden yeni evli çiftlerin ruhundaki savaş, kin ve nefret yarığının bir benzeri başkalarında kanlı ellerle açılırken, elim onların ellerine aynı yarığı genişletirken değsin istemiyorum. O gelinle, o damada da üzülüyorum. Çünkü onların çocuk dünyalarına da Siyon şarapneli çok sağlam düşerken onlara sorulmadı. Aynı şarapneli alıp ince ruhlu birinin kalbine saplayan ben olmayayım diyorum. Onlar kadar olamayız demeyin, burukça gülerim buna.
Kin kılıcıyla kutsal inat arasında bağ kuranlar benim eksikliğimi hissetmezler zaten. Varsın bir eksik olsun. Ki ben kendimi -bir-(den) saymaktan bile ar eder oldum. Bu gün yapabildiklerim sadece yetersiz bir acıyla kıvranmaya bu yetersizlik hissinin doğurduğu acıyı da eklemekten ibaret. Yarın bir gün, ölüm celladından kayaların ardında saklanan Yahudi bir çocuğun yanına düşerse yolum, şimdi Filistinli bir çocuğun yanına düşseydim ne yapacaksam aynısını yaparım, bütün yarımlığımla. Varsın çiçekli böcekli, hakkaniyetsiz, isabetsiz, fazla duygusal, ılımlı, hakkı sulandırıcı vs denip geçilsin.
Filistinli ve İsrailli ya da Yahudi ve Müslüman çocukların yan yana, omuz omuza fofoğraflarını paylaşıyorum, evet. Çünkü bu azınlığın yanına bir mim koymaktan başkası gelmiyor elimden. Çünkü ötekinden çok var. Çünkü ötekinden hep daha çok olacak, isimleri değişse de. Çünkü birkaç sene evvel onca yıllık hukukumuza rağmen sırf Filistin'e direnişe katılmaya niyetlenen bir tanıdığımın ağzından gayet de ciddi olarak Yahudi çocuklarını gözümü kırpmadan öldürürüm dediğini duyup, Rabb İsrailli çocukları senin şerrinden korusun dediğim için benimle görüşmeyi uzun süre kestiğinde, yakından gördüğüm manzara beni çok irkiltti. Ona da demiştim, eminim öfkeyle böyle söylesen de imkanın olsa bunu yapamayacak kadar yufka yüreklisin ama yine de senin ağzında da olsa bu çok korkunç duruyor. Çünkü söylemek eylemeyi mayalar. Çünkü bunu yapan ve yapabilecek pek çokları da var. Kendi evladına, karısına, komşusuna, işçisine, vatandaşına İsrailli'nin Filistinli'ye reva gördüğünü yapan çok insan var "bu topraklarda." Tüm bunların çıkış noktası açılan yaraların niteliği ve kapanışıyla "doğru" orantılı, ikisi çok farklı şeyler demeye devam edebilirsiniz. Kelimeler kılıçtan keskin, pek fiyakalı durur kağıtlarda bu soft ve seyreltilmiş sızlayışlara kıyasla. O yaralar gerçekten kendi hayatlarında açılan insanlar bence bu kadar kolay ayıramaz bu acıları birbirinden... Bu yüzden en çok susmak ağır basıyor.
Eskiden acıyı daha çok duyumsardım, öfkem daha şiddetli kabarırdı. Daha fazla kahrolmak hafifletirdi bazı şeyleri sanki. Artık yeterince kahrolamadığıma kahrolur oldum. Şairin dediği gibi:
"karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında
öyle yoruldum ki yoruldum dünyayı tanımaktan
saçlarım çok yoruldu gençlik uykularımda
acılar çekebilecek yaşa geldiğim zaman
acıyla uğraşacak yerlerimi yokettim."
ve şimdi birçok sayfasını atladığım kitaba başından da başlayamıyorum.
Şairin en azından yarasına bastığı şiiri var.
Ben onun da yoksuluyum.
