[İman ile küfür dahi hicab imiş bu yolda, küfürle sefalaştım imanımı yele verdim. Yunus Emre]

25 Temmuz 2014 Cuma

Dişlerine sağlık kardeşim...

İşkencehanede üzerine atlayıp kel kafasını ısırdığım işkencecimin işkenceci kardeşine işkencemsi bir şey yapmışlar

1993'te ellerim ve gözlerim bağlıyken işkencehanede üzerine atlayıp kel kafasını ısırdığım işkencecimin işkenceci kardeşine işkencemsi bir şeyler yapmışlar. Bu zinciri hep yaşamak isterdim zaten. Eminim siz de hiç değilse bir kere hayal etmişsinizdir: İşkencehanede bir polis kafası ısırayım, meğer onun biladeri de polismiş olsun, 21 yıl sonra hükümetin hedefi haline gelsin, sansasyonel manşetler arasında yıllar önce dişlediğiniz o kel kafanın fotoğraflı demecini görün. Hayat ne garip lan, vapurlar filan...

Koğuşta, "abi böyle isim mi olur ya, emin misin, 'Anadolu' muymuş herifin adı?" dediğimi çok iyi hatırlıyorum, TDKP'li Müjdat'a. O güne kadar "yılan göz" diyordum kendisine. Yani Anadolu Atayün'e. O ismi yakıştırmıştım.

İşkence odasında kafasına dişlerimi geçirdikten sonra beni itip yere yıkıp bir de tekme atarak küfürler ede ede çıkıp gitti. Günler sonra DGM'de savcı Talat Şalk'ın (sonradan Öcalan davasının savcısı oldu, şöhret yaptı) kapısında savcının namazının bitmesini bekliyoruz. (1993'teyiz, TSK daha "biraz da laiklikle skelim şu keriz Türk milletini" konseptine tam geçmemiş, ısınma turlarında (bkz: Uğur Mumcu) (bkz: Muammer Aksoy) (bkz: Bahriye Üçok))

İşkenceciniz aynı zamanda sizi mahkemeye çıkarmakla da görevlendirilmişse sesi yetiyor zaten tanımanız için. (Tarık Akan'ın böyle bir filmi vardı; bir tatil yöresinde işkencecisini sesinden tanıyıp geberttiği). Ama Anadolu Atayün'ün kel ve çirkin kafasında ilaveten benim dişlerimin açtığı ve henüz kapanmamış minik kesikler gülümsüyordu.

Mayıs 2003'te kodesten çıktım. Ekim 2005'ten beri de enternet bağlantım var. Arada bakardım Google'a. Başarıdan başarıya koşan bir emniyet müdürü kendisi. Ülkede eskisi kadar işkence yok zaten ("12 Eylül'de bile kötüüü" diyenlerin çoğu genç; kart olanlar da ya aptal ya ayyaş ya da kemalofil). Gerektiği kadarını da çömezlere yaptırıyorlardır. Anadolu Atayün bu saatten sonra işkence mi yapacak? İşkence yaparak gelebileceği yerlere devleti onu getirmiş zaten. Hem patronlar ve patroniçeler belirli bir yaştan sonra kendileri doğrudan iş tutmazlar. Masada/kasada oturur, gençleri çalıştırırlar.

Sorgu sırasında bana/bize söylediklerini yazsam, kanıtlayamam. Başımın ağrıdığıyla kalırım. Bu yüzden yazmıyorum. Ama eğer kendisine işkenceci dediğim için bana dava açarsa sırf tutanaklara geçsin diye hepsini anlatır, Adli Tıp'ta sadece çıplak gözle muayeneyle verilen işkence raporumu da mahkemeye sunar, ayrıca üşenmeyip cezaevindeyken bir yerlere başvurup tam teşekküllü hastanelerden tam teşekküllü ve aşağılık işkenceci ruhların ellerinin varlığını gösteren diğer dava arkadaşlarımın raporlarını da eklerim. Yine de bir işkenceciye işkenceci demenin cezası varsa, gider cezam neyse de gider yatarım.

Bakın kendisine işkenceci diyorum: Anadolu Atayün, sen bir işkencecisin! Sen benim işkencecimsin. Bana sevdiğim kadının işkence görürken attığı çığlıkları dinlettiğiniz için, elim kolum gözüm bağlı, öfkeden panter oldum, senin -o zaman da kel ve çirkin olan- kafana denk geldi, dişlerimi geçirdim. Binlerce insana işkence yaptın yıllar boyunca. Başka şeyler de yaptın, onları kanıtlayamam; ama Allah'a şirk koştuğunuz devlete, ay yıldızlı putunuza yeterince ve gereğince tapınmayan binlerce insana işkence yaptın. Beni hatırlasan hatırlasan işkence odasında kel ve çirkin kafana dişlerimi geçirdiğim için hatırlarsın. Yoksa o kadar kurbanın arasında kim hatırlar sarı çizmeli Mehmet Ördekçi'yi...

http://www.samanyoluhaber.com/gundem/Emniyet-Muduru-Anadolu-Atayunden-ilginc-cevap/1056962/

Ardından Öldürme Eylemi belgeselindeki işkencecileri yeniden anımsadım: