[İman ile küfür dahi hicab imiş bu yolda, küfürle sefalaştım imanımı yele verdim. Yunus Emre]

25 Temmuz 2014 Cuma

Gazze Siyaha Boyalı Bir Ev


"(...) Filistin, öncelikle başarılı bir gazetecilik kitabı... Savaşı kişisel hikâyeler üzerinden ve Filistin kamplarındaki gündelik hayatın içinden anlatıyor olması bakımından sahici bir farklılık taşıyor. Bize kahramanlık hikâyeleri sunmuyor; kesin ve tarafgir ifadelerle araya girmiyor, dehşet dolu bir gelişmeyi ölçülü bir gerçekçilikle aktarıyor. Çizgi olarak fotoğraflardan etraflıca faydalanmasına rağmen bunu hiç yapmamışçasına karelerine maharetle yedirebiliyor. Sacco, albümde fırçadan ziyade tarama ucuyla ince işçilik ve büyük vakit isteyen sayfalar ve geniş panoramalar yapmış. Tonlamaları ve kare içi derinliği tramla belirginleştirmiş. Sacco’nun çizgi romancı olarak en önemli özelliği sahneyi görme biçimi, deyim yerindeyse kamerasını konumlandırırken gösterdiği seçicilik. Bazen zemine yakın bir yerden bakarak kare içi perspektifini öylesine istifliyor ki yakınlık ve uzaklık ölçülerini göz alıcı nitelikte dengeliyor. (...)

(...) 1956 yılında yaşanmış, bugün hatırlanmayan bir katliamı araştırmaya koyulmuş. O günlerin tanıklarını bularak konuşmuş. Yaşanmış ama unutulmuş bir olayı eskilerin deyişiyle dökü-drama biçimde hikâyeleştirmiş ama bunu düz bir biçimde yapmamış. Bir yandan anlatılanların doğru olup olmadığını sorgulamış diğer yandan günü yaşayan Filistinlilerin gündelik sorunlarına kendilerini tanımlayış biçimlerine odaklanmış. Ahalinin öfke, hezeyan ve yakarışlarını anlatmış bize. Bu İntifada, Gazze şeridi, Arap tarihi, İsrailli askerler, FKÖ ve cenazeleri resmetmek anlamına geliyor. Doğrusu diğer albümleriyle kıyaslandığında kendiyle alay eden, insan olarak hikâyenin bir parçası olabilen Sacco’yu göremiyoruz pek. Sarkastik, kaçmaya hazır, başka dertlerini önemseyip hatırlayan Amerikalı gazeteci karikatürünü ötelemeyi tercih etmiş. Gazze’nin Dipnotları kolay okunmuyor, okurunu zorlayan, emek isteyen türden bir albüm. Anlatılan hikayelerin (röportajların) ve anlatıcıların ana hikayenin önüne geçmesini istememiş Sacco. Kendisini de bir “karakter” olarak hikayesiyle birlikte metne katmadığı için albüm, yarı akademik bir belgesele dönüşmüş. Bir sözlü tarih çalışması, siyasi antropolojiye özgü sahanın içinde olma arzusu ve gazetecilik birarada duruyor demek lazım. Kim doğruyu söylüyor? Benimle konuşan insan ne kadar doğru hatırlıyor? sorularını mühimseyen Sacco, bu noktada kendini de zorlamış. Nesnel olmaya çalışmak ister istemez hikâyeyi öteler çünkü. Anlaşılan o ki, özellikle Yahudi medyasından gelen eleştirilerden hayli etkilenmiş. Gerçeği aradığını göstermek istemiş. Anlaşılabilir bir çaba ama bir handikap olmuş bazen...(...)"

devamı ve dahası için bakınız