[İman ile küfür dahi hicab imiş bu yolda, küfürle sefalaştım imanımı yele verdim. Yunus Emre]

22 Temmuz 2014 Salı

Yaşamak böyle bir şey...


Dünyadan kan ve ıhlamur kokuları aynı anda burnunuza gelirken otobüs durağına doğru seyirtirsiniz. On dakika kadar yürürken bu iki kokuyu aynı anda almanın ruhunuzda oluşturduğu etki üzerine düşünüp, iki otobüs durağı arasında bir yerde otobüsün diğer durağa doğru hareket ettiğini görüp koşarak karşıya geçersiniz. Zira kaçtı mı gelmez. Bir umut, ikinci dünya savaşından kalma otobüsten evvel durağa varsam ne güzel olur diye tabanları daha da yağlarsınız. Bu mümkün gözükmesede de azimle koşmaya devam edersiniz. Belli mi olur, belki otobüs şoförü sizi farkeder ve otobüs durağında arka kapıyı açıp yolcuları indirirken, ön kapıyı gözlerinizin içine baka baka açmadan gazlayıp giden varlıklara inat, durağa gelmeden frene basar. Ve evet, öyle de olur. Nefes nefese otobüsün açılan kapısından içeri girip, daha şoför hanıma merhaba deyip teşekkür ederken o size nasılsınız der, siz de gülerek iyiyim, hatta şimdi biraz daha iyiyim dersiniz ve ya siz nasılsınız diye eklersiniz. O da rutin bir cevap verir, tekrar teşekkür edip az ileride bir koltuğa oturursunuz. Şoför hanım permalı, bukle bukle saçları otobüsün hareketlerine eşlik ederken bir yandan bir şarkı mırıldanır. Bir yandan da her durakta aynı nezaketi gösterir yeni gelen yolculara. Yine teşekkürle, iyi geceler deyip inersiniz. Ve bilirsiniz aynı Afro-Amerikalı kadın sivil kıyafetiyle gecenin bir vakti taksi tutmaya kalksa büyük ihtimal şoför kendisine yeterince parası olduğunu ispatlamasını isteyecek ya da hiç durmayacaktır bile. Neyse, diğer otobüs gecikir, sonra yukarıdaki karikatürün durakta bekleyenlerle özel araç sahipleri arasında geçen kısmına transfer olursunuz ama tebessüm yine de yüzünüzde bir müddet daha devam eder, bir sonraki iç burkuntusuna dek. Yaşamak böyle bir şey dersiniz. Yutkunursunuz.