[İman ile küfür dahi hicab imiş bu yolda, küfürle sefalaştım imanımı yele verdim. Yunus Emre]

28 Ekim 2014 Salı

Yabancılaşma


Marx'ın "yabancılaşma" argümanını sürekli tecrübe etmek cidden çok iç burkucu. Kendisine ve genel olarak argümanlarına alerjisi olan ya da bilinçli olarak reddeden arkadaşlar bile umarım okuma imkanı bulurlar. "İşçi nesneye yaşamını koyar, ama o zaman yaşamı artık kendisinin değil, nesnenindir." Bahsettiği yabancılaşma, işçilerin yaptıkları işe, ürettiklerine, iş arkadaşlarına, tabiata, kendilerine yabancılaşması gibi birbirine bağlı pek çok yan etkiyi kapsıyor. Aslında bunu hepimiz yaşıyoruz farklı şekillerde. Kategoriler artık yetersiz kalıyor yabancılaşma halinin sınırlarını belirlemek için, zira yabancılaşmanın koşullarını sürekli yeniden üreten de biziz, muhtemelen tenkid ederken bile. Hayır temennilerimizde ve hedeflerimizde bile anlamlı ile kullanışlı (olmak) arasındaki fark bile çoktan buharlaşıp gitmiş durumda.


“Ticaretin motoru insanlık değil bencilliktir. Fizikî duyularımız ve entelektüel yolla oluşan mânâlar yerine bir yabancılaşma var: SAHiP OLMAK [...] Özel mülkiyet bizi o kadar aptal ve dar kafalı yaptı ki bir cisime sahip olmadıkça kullanamıyoruz. “( 1844 Elyazmaları, Savurgan Zenginlik İle Sınai Zenginlik Arasındaki Ayrım, Burjuva Toplumda İşbölümü)

[...]

“Bütün bu sonuçlar, şu gerekliliğe tabi bulunurlar: işçi, kendi emeğinin ürünü karşısında, sanki yabancı bir nesne karşısındaymış gibidir. [...] işçi kendi emeği içinde kendini ne kadar DIŞlaştırırsa, kendi karşısında yarattığı YABANCI, NESNEL dünya o kadar güçlü bir duruma gelir; kendi kendini ne kadar yoksullaştırır ve iç dünyası ne kadar yoksul bir duruma gelirse, kendine özgü o kadar az şeye sahip olur. [...] İşçi, yaşamını nesneye koyar. Ama artık yaşamın o parçası kendisinin değil, nesnenindir. Demek ki bu şekilde çalışma ne kadar artarsa, işçi o kadar nesnesiz (vasıfsız) hale gelir. O, emeğinin ürünü olan şey değildir. Öyleyse bu ürün ne kadar büyükse, işçi o kadar az kendisidir. İşçinin kendi ürünü içinde YABANCIlaşması, sadece emeğinin bir nesne, DIŞsal bir varoluş durumuna geldiği anlamına gelmez. Aynı zamanda ürün emeğinin kendi DIŞında, ondan kopmuş, ona YABANCI, ve onun karşısında bağımsız bir güç durumuna gelen bir varlık şeklindedir.” (1844 Elyazmaları, Yabancılaşmış Emek)

Bir bütün olarak okunduğunda, daha sağlam iktibaslar içeren, çok daha bereketli bir metin aslında. Türkçe kaynaklarım sınırlı olduğundan en azından birkaç kişinin ardına düşmesine aracı olacak kadar bölüşmek istedim.